Balkan savaşlarındaki Müslüman katliamı, 1877-1878 Rus-Türk Savaşı’ndaki kadar organize değildi; fakat daha az öldürücü olmadı. Balkan Savaşları sırasında yapılan katliamlar, o yıllarda, “ırk harpleri” denilen cinstendi.
Morgan’ın Lowther’e 28 Aralık 1912’de Kavala’dan yazdıkları her iki savaş arasındaki benzerliği gözler önüne sermektedir:
Kavalave Drama bölgelerinde, Bulgar Komitacıların ve yerli Hristiyan halkın elinden cefa çekmemiş bir Türk köyü kalmadığını söylersek, abartmış sayılmayız. Birçok Türk köyünde erkekler kitle halinde katledildiler; diğerlerinde de ırza geçmelerle talan yer aldı.
Kavala bölgesinde, önceden rapor edildiği gibi Kavala Türklerinin komitacılar tarafından katledilmesinin yanı sıra, 200 kadar Türk’ün Pravişta’da ve bir o kadarının da Sarışaban’da katledildiği haberi geldi. Drama bölgesinde ise Çatalca, Doksat ve Kırlıkova kasabalarında Türkler katledildiler. Bu katliamların çoğu Bulgar istilasını hemen takip etti fakat bazıları, daha çok yenidir.









Lamb’in Lowther’e, 3 Aralık 1912’de Selanik’ten yazdıklarına göre: Hristiyan müttefiklerin hepsi, Müslüman köylülerin kitle halinde katledilmesine katıldılar. Örneğin Avret-Hisar ve Doyran bölgelerinde, Bulgarlar geniş ölçüde katliamlarda bulundular: Rajanova’da “neredeyse hiçbir Müslüman erkek sağ bırakılmadı.” Korkut köyündeki erkeklerin hepsi, kadın ve çocukların birçoğuyla birlikte, camilere ve samanlıklara doldurulup yakılarak ölüme gönderildiler. 13 Aralık 1912’de ise, Demir Hisar’da 64 Türk’ün bir kahvehanenin içinde toplanıp yakıldığını haber eder.

Greig’in Crackanthorpe’a 19 Kasım 1913’de Manastır’dan bildirdiğine göre, Sırp komitacılar Drenova’nın Müslüman köylülerini öldürünceye kadar kırbaçladılar. Resmen atanmış bir İtalyan gözlemcisi olan Kurmay Albay Muricchio’nın raporuna göre, sadece Ljouma ve Dibra bölgelerinde, Sırp askerî güçlerinin katlettiği Müslümanların sayısı 2.000’i geçti. Batılı gözlemciler, aşağı yukarı 5.000 Arnavut Müslüman’ın “Kumanova ile Üsküp arasında”, 5.000’inin de Priştina bölgesinde öldürüldüğünü kabaca hesapladılar.
Koelnische Zeitung gazetesi muhabirinin raporuna göre, Doyran’da, şehrin direnmeden teslim olmasıyla 59 Müslüman öldürüldü ve birçokları da çevredeki tarlalarda katledildiler. Rainovo Kilkis ve Plantza şehirlerinde, Bulgarların seçtiği infaz yöntemi yerli Müslüman halkı toptan yakmak oldu. Bu tespit, Korkut’taki vahşî katliamı aynı Konsolos Lamb gibi anlatan, Ruhani Peder Gustav Michel’in raporlarına dayanmaktadır. Onun sözleri, Alman Evanjelik Misyonundan Saygıdeğer M. Brunau, Ermeni Evanjelik Misyonundan Saygıdeğer P. Toekhuvanian, Yunan Evanjelik Misyonundan Saygıdeğer A. Mitsopoulos gibi Protestan misyonerlerce de doğrulanmıştır. Bu insanların Müslüman kayıplarını abartmaları için hiçbir neden yoktu.
İkinci Balkan Savaşı süresinde ve sonrasında, Yunanistan ile Bulgaristan, kendi tavırlarını savunmak için “Vahşet Kitapları” yayınladılar. Her ikisi de diğerini, sivil halkın katili ve savaş kurallarının ihlalcisi, v.b. olmakla suçlayarak karaladılar. Her ikisinin de sicili o kadar dehşet vericiydi ki, bu tür propaganda için yeterince malzeme vardı. Yunanlı yayınların sadece Rumlara karşı değil Müslümanlara karşı işlenen Bulgar suçlarını da anlatmaya önem vermiş olması ilgi çekicidir. Bulgarlar ise Yunanlıların sadece Bulgarlara karşı işlediği saldırıları yayınlamakla yetindiler.

Trakya’daki Müslüman Türkler yüksek sayılarda katledildiler. Bazı Batılı gözlemciler toplam sayıların 200.000’in üzerinde olduğunu bildirdiler. Paris’ten Temps gazetesi muhabiri René Puaux’un raporuna dayanarak verilen bu haber, Milano Secolo gazetesi muhabiri L. Magrini ve Londra Daily Telegraph gazetesine haber yazan Yüzbaşı Trappman tarafından da doğrulanmıştır.
The Crimes of Bulgaria, sayfa 5 ve 6’da yayınlanan aşağıdaki tebliği imzalayan Avrupalı basın yetkilileri: London Times’tan Crawford Price, Paris Temps’ten Emil Thomas, Paris Journal’den P. Tiano, Milano Secolo’dan Luciano Magrini, Reuter Ajansı’ndan P. Donaldson, Havas Ajansı’ndan G. Turbe, London Daily Telegraph’tan Yüzbaşı T.A. Trapmann, Frankfurter Zeitung ve Viyana’daki Neue Freie Presse’den A. Grohmann ve Vienna Zeit’ten M. Bessantchi’dir. Bildirileri de şöyle diyor:
“... Savaşın başlangıcında, Avrupa basını işlenen vahşet hakkında, sistemli biçimde sessiz kaldı, fakat hem Müslüman hem de Yunan halktan, her gün ulaştırılmaya devam eden raporlar, Bulgarların kendilerine uyguladığı davranışın son derece vahşi detaylarını içeriyordu. Her gün, sığınmak için buraya gelen binlerce mülteci, bu raporları doğrulamaktadır...”
Yunan kaynağının verdiği bir başka sayı ise: “Bulgar ordusu tarafından Makedonya’da ve Trakya’da, bu vilayetlerin işgali sırasında boğazı kesilen [égorgés] Müslüman sayısının İstanbul’daki resm î kaynaklara göre 300.000 gibi dehşet verici bir seviyede olduğunun tahmin edildiği” Les Cruautés Bulgares en Macedoine Orientale et en Thrace, 1912-1913 (Doğu Makedonya ve Trakya’da Bulgar zulmü, 1912-1913) kitabında verilmiş.
Yunanlılar’ın kendi katkıları, Pravişta kazasındaki Türklerin hepsini Kasrub akarsu vadisine götürüp orada katletmek ve yaptıklarının delili olarak cesetleri ortada bırakmak oldu. Carnegie Araştırma Komisyonunun Raporunda (s. 282-283’de) (onların telaffuz ettiği haliyle) Samalcol, Mouchtian, Ahadler ve Esirli köylerinden vadiye götürülen erkeklerin listesinin verildiği gibi, “Casroub’lu Rumlar” tarafından öldürüldüğü, fakat öldürdükleri yerler bildirilmeden başka köylerden birçok insan daha listelenmektedir; toplam 195 ölü. Fakat tüm Müslüman köylerinin bu şekilde muamele görmediği belirtilmelidir.