Birinci Dünya Savaşı’nda yenik düşen Türklerin topraklarını İtilaf Güçleri aralarında paylaşmışlardı. İstanbul ve çevresini İngilizler ile Fransızlar işgal etmişlerdi. İzmir’den de Yunan güçlerinin karaya çıkıp, Ankara’nın 40 Km yakınına kadar istila etmişlerdi. Bunun üzerine Atatürk’ün liderliğinde toplanan Anadolu halkı direnmek kararı alarak, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisini kurdu. Orada alınan kararla Anadolu halkı gönüllülerin desteğiyle eğitilerek yabancı işgaline karşı mukavemet gösterdi.
Uzun mücadelelerden sonra, Yunan askerlerinin Afyon’dan geri sürülerek, İzmir’e doğru kaçması sağlandı. Panik halinde kaçan Yunan askerleri yolları boyunca, önlerine gelen köyleri ve kasabaları yakarak, İzmir limanından İngiliz gemilerine binerek kaçtılar. Uzun mücadelenin ardından Kemal Paşa, İzmir’de bir ailenin konağına misafir olarak davet edildiğinde, Türk halkı onu sevinçle karşıladı.
Bazı kadınlar yoluna Yunan bayrağı serdiler. Paşam bu bayrağın üstüne bas ta geç dediler, çünkü Yunanlılar İzmir’i işgal ettiklerinde, Yunan komutan Konaktaki Türk bayrağını yere atıp, onun yerine Yunan bayrağı çektirmişti. Atatürk’ün de mukabele olarak, Yunan bayrağının üstüne basarak geçmesi bekleniyordu. Ama Atatürk eşi emsali görülmemiş, terbiyeli bir devlet adamıydı. O şöyle dedi:
“Bu bayrağı yerden kaldırınız. Bayrak, ırkını temsil eder. Hiçbir ülkenin bayrağına saygısızlık etmeyiniz.” Diyerek, Yunan bayrağının üzerine basmadı. Türk milleti de kendi bayrağına uygulanmasını beklediği saygıyı her milletin milli marşına ve bayrağına göstermeye devam etmiştir. Gel gör ki, bazı milletler (Ermeniler), gözleri dönmüşçesine, çocuklarına Türk karşıtı duygular öğreterek Türk bayrağını her fırsatta sembolik olarak yakmakta ve üstüne basmaktadırlar.




Bir ülkenin kutsal bayrağına basacak kadar küçülen başka bir millet var mı?

Ermeni halkının ırksal nefreti Türk ve Azerbaycan Cumhuriyeti bayraklarını
çöp kutusu olarak kullanacak kadar ileri gitmiş.
Los Angeles Times Gazetesinde 1 Şubat 1990 tarilnde yayınlanan Çoğu Ermeni için “Ermeni Soykırımı” sabit fikri başlıklı makalenin konusu olan Edna Petrosyan adındaki 6 yaşındaki Kaliforniyalı çocuğun annesinin zoruyla devamlı tekrarladığı sözler: “Barbar bir Türk olmaktansa kedi veya köpek olurum daha iyi…”
Bu kadar kesif bir ırksal nefret aşılananarak yetiştirilen bir milletten pozitif bir gelişme beklenebilir mi?