Türklerin Kafkaslarda ve Balkanlarda maruz kaldığı katliamlardan kaçabilenler, aç bî-ilaç Anadolu’ya sığındılar. Onların başına gelenlerin hikayesi halkın arasında yayıldığında, kendilerinin de birgün, milliyetçilik duygularına kapılan Hristiyan milletlerin elinde aynı tür muameleye maruz kalacağı korkusu Müslüman’ların içine yer etmişti. Masum olduğu halde Kafkaslardan sürülen Türklerin, isyana kalkıştıkları için yerlerinden olan Ermenilerden geride kalan toprakları ekip biçmenin kendi hakları olduğunu düşünmüş olması normaldir.
Normal olmayan, Türklerin kaybettiği canların, malların ve toprakların hesabını hiç düşünmeyip, sadece kendi ırkından veya dininden olanları masum gören kimselerdir. Hiç kimse tarihi kendi işine yarayan noktadan başlatamaz. Daha önce yer alan hangi olayların 1915 yılındaki ruh halini hazırladığı önemlidir.
Osmanlı’nın güçsüzlüğünden yararlanarak hükümete başkaldırmakla yetinmeyip Müslüman yerel halkı da yok etmeye çalışan isyan liderlerini, kaybettikleri savaştan sorumlu tutmak yerine, kahraman ilan eden Ermeniler ne kadar hakkaniyetten yana olabilirler?
Irkçı önyargı ile ve varlıklarını sürdürmek amacıyla, yalan yanlış sözlerle, çok küçücük yaştaki çocukların beynini zehirleyen diaspora Ermenileri, kendi çıkarları uğruna karar alan politikacılar kadar tehlikelidirler. Tez zamanda akl-ı selimin avdet etmesi beklenmektedir.
Aşağıda, 1915 öncesi ve sonrasındaki din birliğini kullanarak Hristiyan dünyasından sempati kazanmaya çalışıp, kendilerini masum göstermeye çalışan milletlerin kendi ayıplarını gözler önüne sermeye çalışacağız.