Ermeniler, Osmanlı’nın zayıf anından yararlanıp, kendilerine bağımsız bir ülke kazanmak için silahlı mücadeleye giriştiler. Sayıca nüfusunun çok azını teşkil ettikleri çok büyük toprakları sınırlarına katmak istemeleri hata oldu, çünkü o topraklarda yaşamakta olan çoğunluk nüfus olan Türk halkını yok etmeye kalkışmaları geri tepti. Ama savaş bittikten sonra, ne Adana’da (Klikya) askeri üniformasını giydikleri Fransa ne Filistin’de General Allenby komutasında uğrunda öldükleri İngiltere ne de savaş boyunca kendilerine para yardımı gönderen Amerika, onlara umduklarını veremediler. Türk yöneticilerin bağlılık yemini etmeleri karşılığında, onlara otonomi sözü verdiği topraklardan çok azını teşkil eden bir yüzeyde (Erivan bölgesinde) bir Ermenistan Cumhuriyeti (Türkiye’nin ısrarıyla) 1918 yılında kuruldu, ama uzun ömürlü olmadı. Bu Cumhuriyet, 2 Aralık 1920’de SSCB hegemonyası altına girmek zorunda kaldı. Böylece birçok Ermeni dünyaya dağıldı. Farklı ülkelerde yaşamlarını sürdürmeye başladılar.
Tüm savaşlar bitip de Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, Atatürk, Türk halkına yakın geçmişteki savaş acılarını unutturmak için “Yurtta sulh, cihanda sulh” sloganını örnek tuttu. Bizler, ülkesini kan gölüne çevirenlere kin gütmeye vakti olmayan büyüklerimizin, acı anılarını dinleyerek büyümedik. Buna mukabil Ermeniler, savaştan önce çantada keklik gördükleri yaşam şartlarını ve yerlerini de kaybedince büyük bir ümitsizliğe kapıldılar. Dünya üzerinden kalkacağından korktukları ırklarını birbirine bağlamak için ortak bir emele sarılmak ihtiyacı hissettiler. Türklerin amacı ülkelerinde sanayi kalkınması yaratmak, genç nesilleri pozitif bilimlerde eğitmek olmuştu. Ermeniler ise, dünyaya yayılmış olan diyasporayı birbirine bağlayıcı faktör olarak “Türk nefreti”ni seçtiler.
SSCB’nin dağılmasıyla, 23 Ağustos 1991’de kurulan İkinci Ermenistan Cumhuriyetine dünyaya dağılmış olan Ermenilerden büyük yardımlar yağdı. Ama onlar bu parayı da komşu ülke Azerbaycan’ın Karabağ ve 5 rayonunun topraklarını kapmak savaşında harcadılar. Azerbaycan’ın Müslüman Türk halkını vahşice kırdılar. Rusya’nın dikte ettirdiği ateşkes ile egemenliğini sürdüren Ermenistan Cumhuriyeti, 1994’ten beri sayısız Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen işgal ettiği topraklardan çekilmedi. O vakitten beri sağ kalan bir milyon Müslüman- Azeri-Türk halkı, Azerbaycan’ın himayesi altında sürgünde yaşamaktadır. O vakitten beri Ermenistan cumhuriyetinde yaşayan Ermeni nüfusu daha da azaldı. Değil, 6 vilayet, birtek Erivan vilayetini bile kalkındıracak kadar halk kalmadı ülkelerinde. Hatta birçokları da ekmek kazanmak için Türkiye’de çalışmaya başladılar. Yani Ermeni halkı, Ermenistan’da da huzursuz bir görünüm vermekteler.
Bu arada Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’yu kan gölüne çeviren Taşnak liderleri, kendilerini temize çıkarmak için, yalana dayalı masum halk propagandası üretmekteler. Ermenilere yazık oluyor… Türklerle birlikte yaşarken sanatta ileriydiler. Şimdi ise nefrete gark oldular. İnşallah bu çukurdan kendilerini kurtarırlar.