Daha önceki yazılarımızda, “Sasun’daki sosyal/siyasal düzensizliklerin Ermeni ihtilalci örgütlerinin suç oluşturan çabalarından kaynaklandığını ve Ermeni söylevleriyle iddialarına güvenilmemesi gerektiğini ortaya koymuştuk. Şimdi sizlere bu iki görüşümüzü, Türk- yâni Müslüman- yanlısı olmadığı bilinen kaynaklardan; Amerikan, Avrupalı yâni Hristiyanların şahitliğiyle ispatlamayı öneriyoruz.
Ermeni ihtilalci örgütü hakkında en açık ve gerçek bilgiyi veren, ilk başta, Peder Cyrus Hamlin’in kendisidir. Sasun ihtilalinden birkaç ay önce, 23 Aralık 1893’de, The Congregationalist gazetesinde şunları aktarmıştı:
“Ermeni bir ihtilalci parti, Türk imparatorluğunun bazı bölgelerindeki misyoner faaliyetlerine ve Hristiyan toplumuna korkunç şeytani ızdırap çektirmektedir. Bu bir gizli örgüttür ve sadece Doğu’da iyi bilinen bir fitnecidir. Dağıttıkları el ilanında şunlar yazıyordu: ‘Ermenistan’daki İhtilalci hareketi yöneten tek Ermeni partisi biziz. Merkezimiz Atina’dadır ve Ermenistan’daki her şehirle kasaba ve köyde temsilciliklerimiz mevcuttur.’
“Parti başkanı çok zeki bir Ermeni centilmeni, iyi İngilizce konuşuyor ve ihtilalin hararetli savunucularından. Bana, Rusya’nın ön Asya’ya girme yolunu hazırlamak için son derece güçlü ümitleri olduğuna dair güvenini anlattı. Bu işi nasıl becereceklerini sorduğumda bana: ‘İmparatorluğun her köşesinde organize olmuş Hınçak çeteleri Türklerle Kürtleri öldürmek için fırsat kollayacaklar. Onların köylerini ateşe verdikten sonra dağlara kaçacaklar. Galeyana gelen Türkler savunmasız Ermenilerin üstüne çullanıp onları o kadar hunharca katledecekler ki, Rusya insanlık ve Hristiyanlık medeniyeti adına Türk topraklarını işgal edecek.
“Bu entrikanın duyduğum en şeytani ve gaddar plan olduğunu söylediğimde, bana sakince ‘Belli ki size öyle görünüyor, fakat biz Ermeniler bağımsızlık elde etmeye kararlıyız. Avrupa Bulgarların vahşet hikâyelerine kulak verdi ve şimdi Bulgaristan serbest. Milyonlarca Ermeni kadın ve çocuğun kanı yerlere akıp feryatları göklere yükseldiğinde, [Avrupa] bizim çığlığımıza da kulak verecektir.’ Ümitsizce, bu komplonun bütün medenî dünyanın gözünde, Ermeni adını nefretle bağdaştıracağına ısrar ettim. O ‘Biz ümitsiziz, yapacağız’ diye yanıtladı
“Ama senin milletin Rus himayesini istemiyor, ne kadar kötü olursa olsun Türkiye’nin yönetimini tercih ediyor. Her zaman göçüp yerleşmenin kolay olduğu komşu ülkelerle yüzlerce millik ortak sınırınız var. Eğer milletiniz Rus yönetimini tercih etseydi, şu anda Türkiye’de hiçbir Ermeni ailesi kalmazdı’ dediğimde: ’Evet’ diye yanıtladı. ‘bu aptallıklarının cezasını şimdi çekecekler!’
“Aynı emellere and içen başkalarıyla da sohbet ettim ama onların hiçbiri partinin üyesi olduklarını itiraf etmediler. Tabii, katliam ve kundakçılığın yanında yalan çok hafif kalır…
“Bu parti, Türkiye’de Protestan misyonerlerle Protestan Ermeniler aleyhine Türkleri galeyana getirmeyi amaçlıyor. Marsovan’daki bütün problemler, onların yüzünden çıktı. Bunlar kurnazlar, ahlaksızlar ve insafsızlar. Kendi milletinden olanlardan canının bağışlanması karşılığında para sızdırıyorlar. Çoğu zaman da tehditlerini gerçekleştirdiler; halk bunlardan yılmış vaziyette.
“Ben bu İsyancı Hınçak Partisinin iğrençliklerinden sadece birkaç tanesine en yumuşak dilde açıklık getirdim. Parti Rusya merkezlidir, Rus hüneri ve altınıyla yönetiliyor. Bütün Pazar (Kilise) okullarına sızmaya çalışıyor ve saf ve cahil insanları baştan çıkararak, kendi hilesine ortak etmeye çalışıyor. Hınçakların gerçek planlarından haberdar olmayan bu ülkedeki bazı Ermenilerin vatan özleminden dolayı onlarla iş birliğine girişeceğinin farkındayız. Hatta Ermenilerin geldikleri yerlerde acı çekmiş olmalarından dolayı onlara sempati duyuyor olsak da Protestan Misyonerliği Kiliselerinin, okullarının ve İncil çalışmalarının harap olmasına yol açabilecek ve hatta tüm çalışmaların haince ve akıllıca planlanarak yok olmasına mâni olmalıyız. Dışarıdaki ve memleketteki tüm misyonerlerin, Hınçakların art niyetlerinden haberdar olması ve onlarla iş birliğine girmemesi için haberleri olsun.
…
Sasun ziyaretinin akabinde Türkiye’yi ziyaret eden bir Associated Press muhabiri, Türk hükümetine de çok karşı olmasına rağmen, şunları yazdı: ‘Bazı Ermeni entrikacıların, Marsovan’daki, Papaz Edward Riggs ile iki Amerikan Papazını da öldürüp suçu Türklere atmak girişiminde bulundukları bilinmektedir. Böylece Amerikan Hükümetinin Türk Hükümetini cezalandırmasını ve çıkacak kargaşada Ermenistan’ın bağımsızlık kazanmasının mümkün olmasını diliyorlardı. Eğer Ermeni bir arkadaşları uyarmasaydı papazlar öleceklerdi. Dr. Riggs senelerce misyoner okullarında Ermeni çocukları için hayatını feda etmişti ve hiçbir Ermeni’nin yapmadığı kadar da Ermenileri otonomi kazanacak seviyeye getirmeye çalışmıştı. Ama isyancılar, bu gerçeği çok az takdir ettiler.’ . . . Devrimci propagandacıların kafasından geçenlerin ne kadarının radikal görüşler olduğu bilinemez ama liderlerinin bazılarının planları, şaşkınlığa uğratacak kadar uç görüşlü…
“Kısacası planları; katliamlar yapıp suçlarını Türklerin üstüne yıkmaktır, karşılığında çileden çıkan Türk’ün hiddetle Hristiyan dünyasını şaşkına çevirecek acımasız bir zulümle öç almaya kalkışmasını bekliyorlardı. Bu yöntemlerinin Hristiyan ahlakına yakışmadığını kendilerine hatırlatıldığında, bu planların sorumluları sadece ‘size barbarca görünebilir ama biz ne yaptığımızı ve neden yaptığımızı biliyoruz’ diye yanıtlamaktalar.
"Bu adamların para kazanmak yöntemleri de neredeyse politik huzursuzluk yaratma yöntemleri kadar yaratıcı. Daha düşük akıl seviyesine sahip bazı Ermenilerin komiteye binlerce piyastr getirmek zorunda bırakılıyor ve takip edecekleri yöntem de planlanmış durumda.
“İşte size bir örnek: İstanbul Hükümetinin emrinde yüksek görevde olan bir Türk, bir sabah ‘bir saat içinde 12,000 Piyastrı bildirilen yere götürmediği takdirde, 24 saat içinde öldürüleceğine’ dair bir not alır. Araştırma sonunda, bu notu yazanın senelerdir emrinde çalışmakta olan güvenilir bir Ermeni hizmetkârı olduğu anlaşılır. Hizmetkâr suçunu itiraf eder, ama savunma olarak ihtilâlci kışkırtıcıların kendisine o satırları ölüm tehdidi altında yazdırdığını itiraf eder. İki tehdit arasında kalan zavallı, uzun bir hapis süresiyle canını kurtarır. Bu yoldan çok para temin edildiğine inanılıyor ama bu miktarın ihtilâlci tahrikçilerin cebinden öteye geçip geçmediğini bildiğini söyleyen çıkmadı. Bu paranın silah ve cephane alımında kullanıldığı teorisi hâkim, ama gerçeği tahrikçilerden başka bilen yok.
“İngiliz kamuoyunun Ermenilerden yana olması, Ermenilere duydukları saygıdan kaynaklanmıyor. Zaten, Avrupa’da herkes Ermenilerin ırk olarak Türk’lerin çok aşağısında kaldığını kabul etmektedir. Geçmişte de Ermeniler, bir üstünlük gösteremedi. Bilimde, sanatta, edebiyatta ve savaş başarıları yönünden tarihte hiçbir iz bırakmadılar. Ama din olarak Hristiyanlığı seçtiler ve bu da İngiliz kamuoyunda desteklenmelerinin nedeni. Politik açıdan, aslında Sultan’a ait olduğu tartışma götürmez yerleri İngiltere’nin istilâ etmek istemesi ve Mısır’daki amacına ulaşabilmek için Türkiye’yi yormak gayretinden kaynaklanıyor. Bu, İngiltere’nin Amerikan eyaletlerinden birini ele geçirip aynı zamanda huzursuzluk çıkarmak için Khristoff Columbus’un kıt’ayı keşfettiği zaman buraların hâkimi olduğunu bildiğimiz Kızılderili ırkını kışkırtmasına benzemektedir. Olayların içyüzü böyle olunca, Amerikan kamuoyunun, İngiltere’nin emellerinin ne kadar Amerikan karşıtı olduğunu, onların politik amaçlarına hizmet etmekten uzak durması gerektiğini ve İngiltere’nin fitnelerinden uzakta kalmasını önermekteyiz. Ermeni iddialarının gerçeklik derecesinin ve Amerika’nın değer yargılarının hangi seviyede tutulması gerektiğinin gerçekçi bir analizini yapmalıyız.
Yazısından alıntılar yaptığımız Associated Press muhabiri şunları da söyledi: ‘Sasun katliamının gerçeklerinin ortaya çıkması için, Ermeni söylevlerinden uzakta durulmalı, aksi takdirde bulgular değersiz kalacaktır. En başta, benim karşılaştığım Ermenilerin hepsi de gerçeğin ne olduğu hakkında çok az fikir sahibi. İkinci olarak, Türkleri suçlu göstermek gayreti içinde, sokakta duyacağı her dedikoduyu gerçekmiş gibi yazmaya meyilliler. Üçüncü olarak da Sasun Dağlarında ne olduğunu aslında bilmemekteler, ama kibirleri bilmediklerini kabul etmelerine mâni oluyor. Bu nedenle de modaya uyarak milletinin davasına yardımcı olabilmek için, duyduğu söylentilere ilaveler katarak, çoğunlukla da kendisinin Muş ve Bitlis’e kaçanlara kol kanat germiş olan arkadaşlarıyla irtibat halinde olduklarını söyleyeceklerdir.
Sıradan Ermenilerin yeminine bile inanılmaz. Ermeni dürüstlüğü bu acınacak durumdayken, o yıllarda bütün gazeteler tarafından nakledilen, aşağıdaki dikkate değer olayın gerçek tahlilini sunmaktayız:
Dünyayı uzun süredir sarsan hikâye, duyulduğu günlerde herkesin ilgisini çekeceği malum olduğu gibi, Ermeni lideri Grego’nun eşinin namusunun Türkler tarafından kirletilmesi yerine kucağındaki çocuğuyla birlikte kendisini yardan aşağı bırakmayı tercih ettiği ve arkasından başka Ermeni kadınlarının da aynı yöntemle canlarına kıydığı, vadinin onların cesetleriyle dolduğu hikâyesidir. Şimdi anlaşılmıştır ki bu korkunç hikâye yıllar önce Bayan Heman’ın anlattığı ‘the Suliote mother’ [Kızılderili ümitsiz annenin çocuklarının kötü muameleye maruz kalacağı korkusuyla söylediği ölüm şarkısı] başlıklı eski bir şarkının üstüne yalan katılarak yeniden ortaya çıkmış hâlidir.
Bu türden sayısız Ermeni yalanlarının karşımıza çıktığı bir sırada duyduk ki; Bay Gladstone, Chester’deki nutkunda, Ermenilerin lehinde itirafların dünya çapında yankı uyandırdığını söylemiş. Bu kadar büyük bir hatâ hiç yapılmamıştır. [İngiltere Başbakanıyken politikasını Türk düşmanlığı üzerine kurmuş olan] Bay Gladstone gerçekleri bilecek pozisyondaydı. Sasun olayları hakkında hiçbir Amerikalının görgü şahitliği olmamıştır. Bunun nedeni de gayet basittir. İsyan sırasında Sasun’da hiçbir Amerikalı yoktu. Papaz F.D. Greene’in o sırada “Türkiye’deki Ermeni Krizi” adında güya çok iyi kaynaklardan alıntılanmış bazı yazılar içeren iftiralarla dolu bir kitapçık yayınladığı doğrudur. Ama, Amerika kıtasında doğmuş, hiçbir kimse Sasun olaylarını görmediğine göre, Bay Greene’in söz konusu evraklarının Ermeniler tarafından veya Ermenilerin etkisi altında kalan Amerikalı misyonerler tarafından yazılmış olması gerekir. Demek ki Bay Greene’in kitapçığı sahte haberlere dayanmaktadır. Bu da onu, düpedüz tamamen değersiz kılmaktadır. Bay Gladstone nereden ve nasıl ‘yeminine güvenilemeyecek bir millet olan’ Ermenilerin iddialarını destekleyen gerçek bir Amerikan evrakı bulabildiğini bizlere ispat etmek zorundadır. Ancak gerçekler, Bay Gladstone’un inatla iddiasına sarılmasını nâdiren önlemiştir. Biz Türkiye hakkında önyargıdan uzak olan Amerikan halkının, Ermeni isyancıları sırf Hristiyan oldukları için sözle veya ahlaken desteklemesinin ne kadar tehlikeli olduğunu göreceğine güveniyoruz.
Yukarıda alıntılanan muhabir, bir süre önce ‘Ermenistan savaşa hazırlanıyor. İhtilalci Partinin parası ve silahı var’ diye yazmıştı. Son sekiz haftada, İhtilalcilerin hazinesine, Batum Tiflis, Bakû, Erivan, Ekmiyadzin’in yanı sıra Rusya, Reşt, Kazvin, Tahran, Tebriz, Khoi ve İran’daki başka yerlerden düzenli şekilde para akmıştır. Ne Karadeniz’in Kuzeyindeki Ermeni kolonilerine gittim, ne de İran’ın güneyinde yer alan İsfahan’daki büyük Ermeni kolonisine gittim, ama oradaki isyancı ajanların da diğer yerlerdekilerle aynı uğraş içinde olduklarını duydum.
Ben şahsen, dikkate değer miktarda bir para bağışının toplanışına şahit oldum ve yukarıda saydığım şehirlerde yaşayan zengin Ermeni tüccarların da ileride ihtiyaç olursa tekrar yardım edecekleri vaadiyle yüksek miktarlarda şahsî bağışlarda bulunduğunu öğrendim. Toplanışına şahit olduğum bağışlar balolar, sosyal etkinlikler, tiyatro oyunları ve şans çekilişleriyle toplandı. Bu etkinlikler, güya ‘Sasun göçmenleri yararınaydı’. Ama bunun bariz bir maske olduğu çok belliydi. Paranın ne amaçla istendiği, silah ve cephane dışında hiçbir şekilde Sasun göçmenlerinin bu parayı koklayamayacağı aşikârdı…
“Bu durumda, Sasun mültecileri ve zavallılar için yakılan ağıtlar, Ermeni sahteciliğine dayanmaktadır veya ileride politik kazançlar elde etmek amacı güdenlere hizmet etmektedir. Amerikalıların bu kadar ‘bâriz bir aldatmacanın’ etkisinde kalacağına biz inanmıyoruz.
İstanbul, 8 Ağustos 1895.