
Bu 150,000 silahlı askeri destekleyen Ermeni toplumu savaş bölgesinden uzaklaştırıldı ve ne tesadüftür ki, onlara yardım ve yataklık yapan yerli Ermeni halkı savaş bölgesinden uzaklaştırıldıktan sonra Osmanlı ordusu Doğu’daki savaşı kazanmaya başladı.
Savaşçıların kendi ırkından halkı da sömürdüğü çeşitli sözlerinden ve davranışlarından anlaşılıyor. Savaş sonunda Türk halkını katlettikleri bölgeler kendilerine kalmayıp da 1918’de ilan ettikleri Ermenistan Cumhuriyeti’nin SSCB yönetimi altında Kybolduğunu gören Ermeni liderlerinin bazılarının pişmanlık duyduğu da biliniyor. Aşağıda, o yıllardaki gönüllü savaşçıların gençlik heyecanı içinde yaşadıklarını anlattıkları mektupları yer almakta:
Rus ordusunda gönüllü çarpışan Ermeni asıllı Amerikalı savaşçılardan E. Vartanian’ın Mısır’daki Kayın Biraderine gönderdiği 9/22 Temmuz 1915 tarihli mektup
Kahire’deki Ermeni Dergisi “Houssaper” da Yayınlanmış
Üç gündür buradayız. Bazılarımız Erivan’a gönderilecek, geri kalanlar iki günde Van’a doğru yola çıkacak. Burada heyecan dorukta. Şimdiden 20,000 gönüllü cephede çarpışıyor, yakında bu sayıyı 30,000’e çıkarmaya çalışıyorlar. Ele geçirdiğimiz her bölge Ermeni yönetimine geçiyor. Iğdır’dan Van’a Ermeni portası gidiyor. Rus Hükümeti Ermenielere iyi niyetle kucak açıyor ve Türkiye Ermenistan’ının bağımsızlığı için elinden geleni esirgemiyor.
Archangel’da indiğimizde, hükümet bizlere her türlü yardımı yaptı. Hatta bagajımızın nakliyesini temin etti. Bize de Petrograd’a gidebilmemiz için, bedava, ikinci sınıf bilet verdi. Petrograd’da da aynı derecede gönülden karşılandık. Şehrin Valisi sempatisini göstermek için her birimize birer madalya takdim etti. Ermeni toplumu, bizleri en iyi otellere yerleştirdi, en iyi restoranlarda ağırladı ve bizi paylaşamadılar. Bu ikram beş gün sürdü ve yolumuza, bu sefer Tiflis’e doğru hareket ettik- yine hükümetin kasasından.
Yol boyunca, halk bize el salladı, çiçekler takdim etti. Tam Archangel’dan ayrılacağımız sırada, elinde çiçeklerlerle genç bir Rus bayan geldi ve hepimize birer çiçek verdi. Çok fakir bir adam da gördüm. O adam yoldaşlarımızdan birinin verdiği Rusça nutuktan o kadar etkilendi ki, kendi tütün tabakasındaki tütünleri yanımda dikilen yoldaşın piposuna doldurdu. Kendisine, piposunu yarıya kadar bile dolduramayacak kadar az tütün kalmıştı. Beni etkileyen üçüncü kişi yaşlı bir adamdı. O da konuşmadan o kadar çok etkilenmişti ki sarsılarak ağlamaya başladı. Biraz sonra bizleri taşıyan (fayton) arabasının önünde durduğunu gördüm. Titreyen elleriyle, arabanın camından suda haşlanmış bir yumurtayı kimyager yoldaşımız Roupen Stepanian’a uzattı; muhtemelen, kendisinin bütün günlük aşıydı.
Hemen her yerde kendimizi, duygulandıran sahnelerin ortasında bulduk. Petrograd tren istasyonuna bizi karşılamaya gelen halk müthişti. Ermeni bir bayan her birimize birer gül sundu. Bizlerle birlikte gelemedikleri için ağlayan genç delikanlılar ve çocuklar vardı. Rostov’da genç bir Rus aramıza katıldı. Anne babası onu birkaç kez geri çekti, ama o her seferinde geri gelip aramıza katılmayı başardı. Onu vaftiz edip adını Stephan koyduk.
Tiflis’e ulaştığımızda, Merkezi Ermeni Bürosuna yürürken, önümüzde bayrağımızı dalgalandırdık ve marşlar söyledik. Her iki tarafımızdan bizimle birlikte yürüyen halk o kadar mahşerî bir kalabalık yarattı ki, koşamaz olduk.