Zorunlu göçe ilk tabi tutulan en büyük Müslüman topluluğu, yöreye 1000 ve 1300 yıllarında dalgalar halinde gelip fetihler sonucu yerleşen Türk Kırım Tatarlarıdır. Çar Büyük Petro’nun yönetimi sırasında (1689-1725), Tatar hâkimiyeti Kırım yarımadası ve çevresindeki küçük bir sahaya indirgenmişti.
Ruslar, 1771’de Kırım’ı istila ederek, Kırımlıları Rus egemenliğini kabule zorladılar. Kırım Tatarlarının Rus yönetiminden kaçıp Osmanlı’ya sığınması 1772’de başladı. Hakkında çok az şey bilinen bu ilk göçmenlerin sayıları Alan Fischer’a göre 100.000 kadar yüksek olabilir. Aynı şekilde, onların kaçmasına neden olan Rus baskısı hakkında da çok az şey bilinmektedir. Gidenlerden daha çok sayıda Tatar’ın geride kaldığı biliniyor.
19. Yüzyıl başlarında, Kırım ve Nogay Tatarları ata yurtlarının yerlileri arasında hâkim güç olmaya devam ettiler. En sonunda, geride kalan Tatarların da zorla evlerinden uzaklaştırıldığını biliyoruz.
Alan W. Fisher The Russian Annexation of Crimea, 1772-1783 {Rusların Kırım’ı İlhak Etmesi, 1772-1783}, Cambridge, 1970, s. 90-95’de şöyle der:
Ruslar Kırım Hanlığı’ndan ele geçirdikleri topraklara, Osmanlı İmparatorluğu’nun Hristiyanlarını yerleştirmeye başladılar. Aslında bu yeni yerleşimciler, Ruslar tarafından teşkilatlandırılmış askerî güçlerdi. Tatarlar Rusların yönetime getirdiği Han’a karşı ayaklanınca, yeni Rus güçleri Tatarlara hücum ettiler; Kefe ve başka Kırım şehirlerini yaktılar. Şehirlerde yüzlerce isyankâr Tatar’ı eşleri ve çocuklarıyla birlikte boğazladılar. Diğer Tatarlar dağlarda yakalanıp oralarda öldürüldüler. Birçok Tatar öldürüldü veya kaçmaya zorlandı. . . 1828-1829 Rus-Türk Harbinden sonra Kırım kıyılarına yerleştirilen tüm bir Kazak ordusu, bölgedeki Tatar köylülerini bezdirdi.
Mark Pinson, 1854-1862 yıllarında Rus yönetiminin Tatarlar üzerinde önemli bir baskı kurduğunu söylüyor. Güney Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi-I (1972), s. 38-41’deki makalesinden özetle:
Rus toprak sahipleri ve memurları, “yasal” ve yasal olmayan yollardan geniş Tatar topraklarını ele geçirdiler. Tatar köylüleri sürekli olarak, atalarından kalma topraklarından kovuldular. Yeni efendilerinin emrinde tarlaları sürmeye devam eden Tatarlar ise ilave vergilere, mallarına el konulmasına ve zorunlu köleliğe mecbur edildiler. Rus Hükümeti Tatarlardan toplanan vergiyi devamlı yükseltti. Ayrıca yöneticilerin ceplerini doldurmak için kanunsuz vergiler de eklendi. Rus yöneticilerin topladığı haraca ilave olarak, bir de ordu Tatarları taciz etmekte kullanıldı.
Mak Pinson Sayfa 42-44’de şöyle der:
Ruslar, Tatarların üzerine silahlı askerler gönderdiler. Kazaklar ve diğer askerler, Tatar köylerine baskın verdiler ve etrafı yakıp yıkmakla tehdit ettiler. Bilinmeyen sayılarda insan, Rusya’nın içlerine sürüldü.
Olayları gören Rus generali Totlebeden şu yorumda bulunmuştu: “Aslında Tatarlar tamamen silahtan arındırılmış, etkili bir ayaklanma tertiplemek ümidi olmayan insanlardı.”
Bütün bunlara rağmen, savaşın bitiminde Rus hükümeti Tatarların istenmeyen millet olduğunu açıkça beyan etti ve Çar Aleksander 1856’da Tatarların göç ettirilmesini emretti. O yıllarda Tatarlara uygulanan baskının bu günkü karşılığına “psikolojik harekât” denilebilir; örneğin, Hristiyanlığı yaymak amacıyla örgütler kurulması, eğitim ile yönetim dilinin Rusçalaştırılması ve benzeri yöntemler uygulandı. Daha somut olarak, Tatarların topraklarına yeni vergiler konmuş, daha çok toprakları ele geçirilmiş ve daha çok Tatar yurtlarından göç etmeye zorlanmıştı.
Nogay Tatarları, Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmaya mecbur bırakıldılar. Vardıklarında, kendilerini karşılamaya hazırlıksız bir Osmanlı İmparatorluğu buldular. Suter’in Varna’dan Bulwer’e 23 Temmuz 1860 tarihinde bildirdiğine göre, Kırımlıların göç yollarında yeterince para, çadır, yiyecek ve taşıma vasıtası yoktu. Kamplarda sıkışık vaziyette barınan göçmenlerin sağlık durumu acınacak haldeydi.
Suter’in Köstence’den Bulwer’e 22 Ekim 1860 tarihinde bildirdiğine göre ise:
Sürülen Tatarların birçoğunun geçici olarak yerleştirildiği büyük kamplardan Mecidiye’de, her gün belki 50-60 kişi can vermekteydi. Göçmen kabul eden başka yerlerde de durum farklı değildi.
Kırım Tatarları Osmanlı İmparatorluğu’ndaki günlük yaşama hemen ayak uydurmuşlardı. İlk şoku atlattıktan sonra, Osmanlı hükümetinin kendilerine bağışladığı tarlalarda çiftçiliğe başladılar ve tarım üreticisi olmaya devam ettiler. Dil ve âdetleri, etraflarında yaşayan yerli Türklerinkinden pek farklı olmadığından çevreleriyle kolaylıkla kaynaştılar. Yerli Türklerle aralarındaki tek fark çocuklarına öğrettikleri sözlü tarihteydi.
Kırım artık bir Müslüman ülkesi olmaktan çıkmıştı. En azından 300.000 (bazı araştırmacılara göre 1.800.000) Tatar yollara dökülmüştü. Onların yaşadığı topraklara Slav ve diğer Hristiyanlar yerleştirilecekti. Geride kalan çok küçük Tatar grubu İkinci Cihan Harbi sonrasında Stalin’in, onların Kırım’daki varlığına son vermek için hepsini sürmesine kadar dayandı.
Derin ıstıraplara maruz bırakılmalarına rağmen, Tatarlar hayret verici şekilde Ruslar tarafından sürülen Müslümanlar içinde en çok başarı gösteren halk oldular. Ruslar, Tatarlarla başlattıkları yöntemi çok daha merhametsizce Kafkasya ve Balkanlarda devam ettirdiler. Tatarları kaçırmak için çok yüksek idari baskı, adâletsiz muamele ve sıklıkla şiddet uygulanmıştı. Silahsız ve savunmasız olan Tatarlar ise haklı olarak dinlerinin, kültürlerinin, yaşamlarının tehlikede olmasından yılarak kaçtılar. Ruslar onları, sırtlarına süngü dayamaya gerek kalmadan kovmuştu. Kafkasya’da sonradan gelişen olaylar, Tatarların gereğinde sırtlarına dayanacak süngülerin hazır olduğundan korkmakta haklı olduklarını gösterdi.
Tatarların terk etmesinin ardından, yoklukları kısa sürede telafi edildi ve muhteşem malikânelere Rus asilzadelerinin yerleşmesiyle geniş Kırım toprakları Slavik Rusya’nın değerli yörelerinden birisi haline geldi.