Loading...

Birinci Dünya Savaşının Başlamasıyla Ermeni Davranışı

Birinci Dünya Savaşı 28 Temmuz, 1914’te Avrupa merkezli olarak başlıyor. Enver Paşa’nın emriyle, Groeben zırhlısının 30 Ekim 1914 günü ateş açması üzerine Rusya, Osmanlı’ya karşı savaş ilan ediyor. Osmanlı Devleti de 1 Kasım 1914’de İttifak Güçlerinin safında savaşa katılıyor.  Ertesi gün, yani 2 Kasım 1914’de Doğu Beyazıt ve Ağrı’ya Rus saldırısı başlıyor, Ermeni halkı da içeriden Zeytun ve Maraş’ta isyan başlatıyor.  İngiliz Harp Bakanı Churchill, zaten 1914 Eylül ayında, Çanakkale Boğazı’nı donanmayla geçerek İstanbul’un işgalini önermiş.

 

Doğu’da, Sarıkamış harekatı 22 Aralık 1914 - 15 Ocak 1915’te Türk ordusunun 60 bin asker kayıp vermesiyle sonuçlanıyor.  Ermeni liderleri, kendi devletlerine verilen bunca zararın, kendi başarıları sayesinde elde edildiğiyle övünüyorlar.  (Örnek: Armen Garo, Why Armenia Should be Free, 1918, Boston, Hairenik Press.) 

 

Boğazlara İtilaf güçlerinin geniş çaplı saldırısı Şubat 1915’de başlayıp, 18 Mart 1915 günü doruğuna ulaştı.  25 Nisan 1915 günü şafak vakti ise Gelibolu Yarımadasına asker çıkarttılar.  Ermeni iç isyanları bütün bu önemli savaşlarla senkronize bir şekilde içeriden halkın güvenliğini tehdit etti ve toprak kaybına neden oldu.

 

Hasankale saldırısında, sadece Türk oldukları için Ermeniler tarafından katledilen binlerce Türk arasından, sağ kurtulabilen bu çocuk ve yaşlılar Mart 1915’de önce süngülenmişler sonra Türkler tarafından hastanede tedavi altına alınmışlar.

 

 

İster tehcir deyin ister zorunlu göç deyin, adı ne olura olsun, Ermenilerin yerleştikleri yerlerden gönderilmesine Mayıs 1915’te başlanıyor; bu askeri tedbiri tetikleyen Van isyanı o tedbirden çok daha önce 22 Şubat 1915’te başlamış.  Karakollara ve Müslüman evlerine ateş ettiklerini Van Valisi Cevdet Bey’in mektubundan anlıyoruz.  20 Nisan’da Türkler Kafkaslardan, aç bî-ilaç ve sefil halde sürülüyorlar.  Bundan henüz bir yıl önce de Balkanlardan perişan halde sürülmüş olan Türkler Anadolu’ya ulaşmışlar.  Yani acı dolu sürgünlerin Türklerin aklında ve kalbinde bıraktığı buruk acılar, henüz unutulmamışken tekrarlanıyor.

 

24 Nisan günü toplam nüfusu 800,000 Ermeni nüfusu ise 77,000 olan, Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da, Ermeni siyasi komitelerinin lideri olduğu bilinen kimselerin evlerine baskınlar düzenlenip sadece 235 kişi nezarete alınıyor ve bu evlerde dikkati çekecek miktarda patlayıcı silah ve cephane saklanmış olduğu görülüyor.

 

Enver Paşa, Doğu cephesinde tedbir alınmasını istediği mektubunu 2 Mayıs 1915 tarihinde yazmış; önerisi: isyan halindeki Ermenilerin Kafkasya’ya doğru yollanması ve onlardan boşalan yerlere Kafkasya’dan Anarolu’ya (Ermenilerin gayretiyle) sürülen Müslüman-Türklerin yerleştirilmesi.  Fakat Talat Paşa Hükümeti, Ermeni halkın iki ateş arasında kalacağını dikkate alarak, onları savaştan uzak bölgelere ve koruyucu güçler eşliğinde gönderme kararı alıyor.

 

Türk ordusu Van Kalesini isyancı Ermeni güçlerine karşı koruyamıyor; 8 Mayıs’ta Müslüman halkı boşaltmışlar, 17 Mayıs’ta da sağ kalan askerler Van’dan çıkmış.  İlk zorunlu göçlerin yapıldığı Erzurum-Van-Bitlis: Kafkas Cephesinin arkasıdır, Mersin-İskenderun-Adana-Maraş ise Sina Cephesinin arkasıdır.  Bu durumda, tehcirin askeri bir tedbir olduğu ortaya çıkıyor.

 

 

Birinci Ermenistan Cumhuriyetinin ilk başbakanı Kaçaznuni de tehcirin gerekli olduğunu itiraf ediyor.  Kaldı ki tehcirden muaf tutulan, doktor, tüccar, iş adamı gibi Ermenilerin yanı sıra Antep’te halıcılıkla uğraşan Ermenilerin de bulunduğu gerçeği, bu büyük savaş ortamından istifade edip, kendine bağımsız ülke kurmayı amaçlayan halk grubunun yerleşim yerlerinin değiştirilmesinin ırksal veya dinî ayırımcılık nedeniyle alınmış bir karar olmadığını gösteriyor.

Talat Paşa, bir ziyaretinde ABD Elçisi Morganthau’ya, ‘bu Ermeniler sizin ülkenizde güvende olabilirler, ama bizim onların yol masraflarını ödeyecek gücümüz yok; siz ücretini karşılayabilirseniz, alıp ülkenize gönderin’ diyor.  ‘Yok etmek’ niyeti olan, birisi Ermenilerin derdine çare önerir mi?

 

Osmanlı devlet idarecilerinin uyarılarına rağmen Ermeniler, I. Dünya Savaşı başlarında devlet aleyhindeki davranışlarını sürdürmüşlerdir. Bu durumun sonucu olarak Ermenilerin bir kısmı ülkenin bir başka yerine sevk edilmek zorunda kalmıştır. Osmanlı hükümetinin Ermeni sevkiyatı süresince beslenme, giyecek, barınma gibi ihtiyaçlarının giderilmesine, sevk işleminin güvenli, sağlıklı, düzenli ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesine, dul kadın ve yetim çocukların bakımlarına yönelik imkânları ölçüsünde uygulamaları olmuştur. Bunu yabancı diplomatlar ve görevliler de teyit etmektedir. 

 

Ayrıca ihtiyaçların giderilmesi için yevmiyeler verildiği gibi vilayet ve mutasarrıflıklara belli aralıklarla çeşitli miktarlarda paralar gönderilmiştir.  Hatta bu paraların sadece Ermenilerin sevk işleminde kullanılması için yerel yöneticiler uyarılmıştır.  Kötü olan ekonomi I. Dünya Savaşı’nın getirdiği yükle hepten kötüleşmiştir.  Buna rağmen kısıtlı olan bütçeden paylar ayrılmıştır.  Görevlerini yerine getirmeyenler veya kötü kullananlar görevlerinden alınmış ve Divan-ı Harbe verilmiştir.

 

Dolayısıyla sevk sırasında Ermenilerin korunmasına yönelik bu şekilde uygulamalarda bulunan Osmanlı hükümetinin soykırım niyetini saklamak amacıyla Ermeni sevkiyatını yürütmüş olması, bir ihtimal dâhilinde görülmemektedir.