1890’lara gelindiğinde, Osmanlı hükümeti, her ne kadar Ermenileri Rusya’ya göç etmekten caydırmaya çalıştıysa da nüfusunun yüksek oranını bu yoldan kaybetmeye devam ediyordu. Aslında bunlar sayıca, Rusya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na göç eden Müslümanlarla dengeleniyor gibiydi. Ruslar göçmen gelen Ermenilere, ölmüş veya ülkeyi terk etmiş olan Müslümanların bir zamanlar sahip olduğu toprakları bahşediyordu. Aynı şekilde Osmanlı da Rusların Kafkaslardaki topraklarından kovduğu Müslümanları Anadolu’da boş kalan köylere ve evlere yerleştirdi.
Yıldırım Ağanoğlu’na göre (“Balkan Harbi Sonrası Osmanlı’nın İskân Siyaseti”, Balkanlar ve Göç, S. 226): 1774-1800’lere kadar 500.000’e yakın insan Anadolu ve Rumeli’nin muhtelif yerlerine göç etti; 1806-1812 arasında 200.000’e yakın Müslüman daha muhacir durumuna düştü; 1878 senesinde 150.000’e yakın muhacir Anadolu’un muhtelif yerlerine gönderildi; 1882-1900 yılları arasında 120.000 kadar Boşnak Türkiye’ye göç etti. Osmanlı, 1877-1878 Harbinden sonra gelen göçmenleri çoğunlukla Rumeli’ye yerleştirmeye çalıştı.
Ruslar Ermenilerin göçünü teşvik ettiler. Konsolos Stevens Rosenbery’ye, Eleşkirt bölgesinden Kars’a taşınan Ermeni ailelerine ilaveten tüm köylerin de yakında taşınacağını Batum’dan 23 Ağustos 1893’de rapor etti. Bazı Hristiyanlar “millî” veya dinî şuurla göç ettiği halde, çoğunluğu ekonomik nedenlerle dışarı göçüyorlardı. Biliotti’nin Dışişleri Bakanına, Fatsa-Karadeniz’den, 1 Ağustos 1880’de bildirdiğine göre Karadeniz bölgesinin doğusundan, özellikle yeni göçmenler buralarda görülmeye başlandıktan sonra, az sayıda Müslüman da başka yerlere göç etmişti, 1 Ekim 1880’de ise Tirebolu-Giresun’dan nispeten varlıklı olup Osmanlı otoritesinin güçlü ve ortamın güven verici olduğu bölgelerde yaşayan Ermeni ve Rumların göç etmesi daha zayıf ihtimal olduğunu rapor etmişti.
Hristiyan göçü hakkında rapor yazan Avrupalı konsoloslar, “milliyetçilik” sebebinden nadiren söz etmiştir. Onların sıraladıkları nedenler, Biliotti’nin İngiltere Dışişleri Bakanına Trabzon’dan 29 Mayıs 1880’da belirttiği gibi genellikle ekonomikti; aşırı vergiden, Kürtlerin soygunculuğundan ve çoğunlukla toprak ağalarının köylüleri sömürüp arazilerine el koyduğu tarım kredisi sisteminden kaçmaktı. Ermeniler dinî ve etnik baskılardan değil, adaletsiz ekonomik sistem ile asayiş eksikliğinden şikâyet ediyorlardı. Rusya’ya kaçan bazı Ermenilerin, Rus pasaportuyla Osmanlı İmparatorluğu’na geri gelmesi bunu kanıtlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun başka bölgelerine, bilhassa Osmanlı Avrupa’sına ve Anadolu’nun batısına göç eden Hristiyanlar için de yaşam fevkalade iyileşiyordu. Çare, Rusya’ya kaçmakta değil, Doğu Anadolu’dan dışarı kaçmaktaydı.
Ruslar ülkelerine göçü teşvik için, resmî ilan yerine genellikle söylentilerle, Güney Kafkasya’ya göçecek olanlara bazı yararlar sağlanacağını vaat ediyorlardı: “Fatsa, Ünye, Terme ve Çarşamba’daki Hristiyanların söylediğine göre, bu sene (1879-1880) Rusya’ya göçen ailelerin her birine verilen toprak ile 15 Rubleye ilave olarak, askerlikten ve vergiden 7-14 yıl, hatta tarımda başarılı olamadıkları takdirde 20 yıl muafiyet sözü duyuruldu.” Bunlar muhtemelen çok nadiren yerine getirilebilen istisnai şartlardı, fakat göç için mükemmel bir ikna yöntemiydi ve aynı zamanda Osmanlı’ya vergi ödemekten de kurtulunacaktı.
Osmanlı Hükümeti, Hristiyan göçünün çoğunun nedenlerini teşhis etti ve önleyebilmek için elinden geleni yaptı. Ordu kazasından bir Ermeni kafilesinin göçe hazırlandığı haberi verildiğinde, bölgedeki Ermenilerin şikâyetlerini araştırmak üzere, Hristiyan ve Müslümanlardan karma bir komisyon kurup Ordu’ya gönderdi. Lloyd’un White’a, Erzurum’dan 1 Mayıs 1890’da bildirdiğine gore, Osmanlı’nın dışa göçü sınırlandırmak ve aynı zamanda Ermenilerin şikâyetlerini araştırmak girişimleri başka bölgelerde de uygulandı. Osmanlı Hükümetinin kendilerine toprak vermeyi vaat etmesi üzerine, dışa göç etmeyi planlayan Ordu kazası Ermenilerinin neredeyse yarısı, Rusya’ya gitmek için gemilere binecekleri sahilden geri döndüler. Biliotti kendi bölgesinden dışa göçen Hristiyanları sayıp listeledi ve 1 Ağustos 1880’de Fatsa’dan Dışişleri Bakanına gönderdi. Wratislaw’ın White’a, 24 Mayıs 1888’de Erzurum’dan bildirdiğine gore, Osmanlılar zaman zaman göçün serbest bırakılması yolundaki Rus baskılarına direnebileceklerini hissettiklerinde imparatorluğu terk etmek isteyen Ermenilere pasaport vermeyi reddettiler.
Ermeni göçünün bir kısmı, Trotter’ın Salisbury’ye Diyarbakır’dan 3 Mart 1879’da bildirdiği gibi Erzurum, Van ve Diyarbakır Vilayetlerinin geniş arazilerini mahveden 1879 kıtlığı sonucunda meydana gelmiş olabilir. Bazı Ermeniler sırf ekonomik nedenlerle göç ettiler. Örneğin, Erzurum’daki Ermeni işçiler, 1879’da Rusya’ya gittiler, çünkü Ruslar kereste ihracaatını durdurmakla onların çalıştığı sektörde durgunluk yaratmışlardı. Keresteciler de Biliotti’nin Dışişleri Bakanına Trabzon’dan 9 Mayıs 1879’da rapor ettiği gibi, mesleklerine Kafkasya’da devam etmek için dışarı göçtüler.
Rus hükümeti politik ve ekonomik nedenlerden dolayı, hâli vakti nispeten iyi olan Hristiyanların göçünü teşvik ediyor ve verimli tarımdan anlamayan köylüler veya fakir Ermeniler yerine onların göçünü tercih ediyordu. Konsolos Biliotti İngiltere Dışişleri Bakanına, Fatsa’dan 1 Ağustos 1880’de “Fakat Rus Hükümeti fakir Hristiyanlara, Türkiye’den Rusya’ya geçiş izni verilmesine itiraz etti ve Osmanlı Valilerine bu doğrultuda direktifler gönderdi” notunu düşer. Osmanlı Hükümeti ise, Ermenileri Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde tutmaya gayret etti. Ermenilerin Kafkasya sınırı çevresinde yerleşmesi, politik açıdan Ruslara dost bir toplum teşkil ediyordu ve muhtemel bir Osmanlı istilasına karşı arada tampon bölge yaratıyordu. Ruslar Ermenilerin Osmanlı’ya karşı direneceğine her zaman inanabilirlerdi.
