Edirne muhasarası sırasındaki yoğun Bulgar top ateşinden kent zarar gördü. Ateşlerin hedefi, çoğu zaman halkın yaşadığı evler oluyordu, fakat halkı tehdit eden en büyük tehlike açlıktı. Şehir halkı için saklanan yiyecek ambarları çabucak tükendi. Novoye Vremya gazetesinin Rus muhabiri Maschov tarafından da doğrulanan Gustave Cirilli’nin Paris’de 1913’de yayınlanan Journal du Siége d’Andrinople (Edirne Kuşatması Günlüğü) sayfa 106, 141-142 ve 145’de anlattıklarına göre:
Bulgar kuşatması öncesinde, 20.000 mülteci kente sığınmıştı, yani zaten az olan gıda stokunu paylaşacak 20.000 boğaz daha eklenmişti. Top ateşleri binaları parçaladıkça, Edirne’nin yıkılan evlerinden dışarıya dökülüp mülteci durumuna düşen halk, başka yerlerden gelip, buraya sığınmış bulunan mültecilerin “zaten herkesin tahmin edebileceğinin iki misli insanın istiflendiği” barınağına üşüştüler. Kuşatma sırasında, zaten pek ender olarak bulunan şekerin fiyatı 30 kat arttı, tuz da ondan geri kalmadı. Diğer yiyecekler gibi kuru fasulye, mercimek, nohut ve pirincin fiyatı barış zamanındakinin 5 misline ve hatta daha da yukarı çıktı. Kuşatmanın sonlarına doğru, fiyatlar tamamen anlamını yitirdi, çünkü artık yiyecek bulunamaz olmuştu.
Elbette, muhasara sırasında çekilen cefa ile işgal altındaki silahsız bir nüfusun çektiği cefa aynı değildir. İkinci tür cefa, Osmanlı’nın şehri teslim etmesinden sonra görüldü.
Edirne 26 Mart 1913’te düştü. Savaşta galip gelen Bulgarlar şehri üç gün süreyle hiçbir sınır tanımayarak talan ettikten sonra biraz kontrol altına alınabildiler. Talana katılan askerlerin ve yerli Hristiyanların hedefinde yerli Müslüman halkın dükkânlarıyla evleri vardı. Talanın büyük kısmının Yunan kökenli yerli halk (Rumlar) tarafından yapıldığı görüldü ve bazı Bulgar subayların talanı durdurmak için başarısızca gayret ettiği hakkında raporlar da vardır. Genel durumu yansıtan, yani talana ortak olmak için hırsızların arasına karışan Bulgar askerî zaptiyelerine dair raporlar, elbette, bolca mevcuttur. Kimin ne kadar malı mülkü olduğu ve nereye saklamış olabileceği konusunda, yerli halk daha bilgiliydi. Bu konuda, askerlerle yerli yağmacılar birbirlerini tamamlıyorlardı.

Carnegie raporu sayfa 326-330’dan Bir Rus’un anlatımının özeti: Bulgarların ele geçirdiği köylerde olağan hale gelen ırza geçmelerle katliam, talanla bir arada geldi.