. Elbette şehirler de talan edilmişti. Fakat şehirlerin tahrip edilmesi yerine yağmalanması daha yaygındı çünkü istilacı Hristiyan güçlerin, artık kendilerine ait olan Selanik ve Edirne gibi büyük şehirlerin yakılıp yıkılmasına izin vermesi pek mantıklı görünmüyor. Fakat yine de Müslümanların mallarının çalınmasına göz yumuldu, hatta teşvik gördü. Lamb’in Selanik’ten Lowther’a 19 Kasım ile ve 23 Kasım 1912’de rapor ettiğine ve 27 Kasım 1912’de çektiği telgrafa göre, Selanik’in zapt edilmesinden sonra Yunanlı askerler ile sivil halk, Selanik’i haftalarca yağmaladılar.

Yunanlılar ayrıca, Birinci Balkan Savaşı’nda vardıkları antlaşma gereği Dedeağaç’ı Bulgarlara vermelerinden önce şehirdeki Türk ve Çingene mahallelerini yaktılar. Sofya’dan 23 Aralık 1913’de gönderilen, Bulgar yanlısı olduğu açıkça belli olan Konsolos Heard’ün Batı Trakya’daki Durum Hakkındaki Rapor’unda bile, Müslüman ve Bulgarlara ait taşınabilir malların, orduları tarafından Yunanistan’a taşındığı bildiriliyor. Bulgar, Yunan ve Sırplar tarafından istila edilen şehirlerde yapılan talan eylemleri, tüm Balkan şehirlerinin ele geçirilmesinde, sürekli yaşanan olaylardı.
Müslüman evlerinin harabeye çevrilmesiyle mahsullerinin ve çiftlik hayvanlarının çalınması açlığa sebep oldu. Köylülerin kış boyunca ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla depoladıkları gıda maddeleri çalınmıştı. Eğer kıştan sağ çıksalar bile bir daha toprağa ekecek tohumları kalmamıştı, çünkü ya çalınmış ya da yenmişti. Eğer biraz tohum kaldıysa bile, toprağı sürecek büyükbaş hayvanları kalmamıştı. Lamb’in İngiltere Dışişleri Bakanına Selanik’ten 9 Mart 1913’te gönderdiği raporunda, tüm bu nedenlerden dolayı 1913 yılında, başka yerlerde olduğu gibi Kosova ve Manastır Vilayetlerinde de hayli açlık çekildiği bildiriliyordu.
Yrdç Doç. Dr. Yakup Kurt (“Balkan Savaşları Sonrasında Makedonya Bölgesindeki Türklerin Sosyo-Politik Konumu”, Balkanlar ve Göç, S. 311-320)’den bir örnek veriiebilir: 1917 Ağustos’unda Selanik’te çıkan bir yangın şehrin 1/3’ünü yok eder. Ateş Türk ve Yahudi mahallelerinin bulunduğu şehrin merkezinden sahil yoluna kadar her tarafı yakıp yıkar. Bu da Yunan yönetiminin eline kolay bulunmaz bir fırsat sunar, çünkü onlar Osmanlı’da 600 yıldan uzun süredir uygulanmakta olan Türk, Rum, Yahudi v.b. gibi farklı kültürlerin temsil edileceği bir anlayışa göre değil de ulusalcı bir anlayışla yeniden imar edeceklerdi. Yangından üç yıl önce 1914’de Mazower adında bir İtalyan gazeteci şehirde yaşanmakta olan değişimile ilgili gözlemlerini şöyle anlatıyordu: “Bugün dahî şehrin efendisi olarak Yunanistan Selanik’i Hellenleştirmek için denenmedik yol bırakmadı. Öyleki 1908, şehrin tarihinin çok uzağındaydı artık.”