Strumnitsa Şehri Makedonya’nın kuzey-orta kesiminde hem Sırpların hem de Bulgarların hak iddia ettiği bir bölgedeydi. Önce Bulgarlar sonra da Sırplar tarafından işgal edilmişti. İlk işgal ile kıyaslandığında Sırp işgalinin Müslümanlar için daha öldürücü olduğu anlaşılıyor. Ancak başka yerlerdeki Bulgar vahşeti bilindiğinden, Strumnitsa’daki durumdan genelleştirmeye gidip, Sırpların Bulgarlardan daha berbat olduğu kararına varılamaz.
Strumnitsa’da hiçbir savunma gücü yoktu. Coğrafî açıdan, Sırp, Bulgar ve Yunan birliklerine eşit uzaklıkta olup Osmanlı güçlerinden hiçbir yardım alma ümidi olmayan Strumnitsa, derhal ilk işgalcileri olan Bulgarlara kayıtsız şartsız teslim oldu. Bulgarların şehri sadece yağmalamakla yetindiği görülüyor. Çok geçmeden onların yerini Sırp güçleri aldı, çünkü şehir artık bu işgalcilere teslim edilmişti. 1912 Kasım’ında, iki hafta içinde 500’den fazla Türk öldürülmüştü (557 tanesi raporlara geçmişti). Bu insanların ölüm emrini, resmî makamlar tarafından sırf bu amaçla kurulmuş olan, Sırp, Yunan ve Bulgarlardan ibaret bir komisyon verdi.

İngiltere Konsolosu Morgan, Lowther’e Kavala’dan 28 Aralık 1912 tarihinde gönderdiği raporunda düzenli Bulgar ordusu askerlerinin bu katliamların çok azından sorumlu olduğunu, fakat komitacıların ve yerli halkın katliam yapmasına mâni olmak için de hiçbir girişimde bulunmadıklarını bildirdi. Bulgarların medyaya verdiği “kınama” beyanından söz ederken, bunların sadece “Bulgaristan’ın Avrupalıların gözündeki imajını” korumak amacı güttüğünü öngördü. Osmanlı sayımları da her konuda aynı idi
Konsolos Lamb 11 Aralık 1912’de Selanik’den Lowther’e bu konuda şöyle yazdı:
O yöredeki 20-50 yaş arasındaki Türklerin hepsi, her gün sürüler halinde tutuklanıp komisyonun önüne çıkarıldılar. Komisyon üyeleri onların her birini teker teker dinleyip, kaderlerini kendi aralarındaki oylamayla belirlediler. İncelenen “şüpheli” kişilerden birisi hakkında 7 komisyon üyesinden 6’sı iyi insandır diye oy verirse, o kişi üzerinde bulunan değerli eşyalarına el konduktan sonra serbest bırakılıyordu. Yeterli sayıda “iyi” oyu alamayanlar hapse atılıyordu. Mahkûmlar hapiste bir iki gün bekletildikten sonra, sırtlarındaki gömleğine varıncaya kadar soyulup, süngü ucunda şehir dışındaki mezbaha merkezlerine götürülüyorlar ve orada süngüyle ya da kurşunlanarak öldürülüyorlardı. Öldürülenlerin arasında silahını bırakmış birkaç asker (muhtemelen Redif askeri) ile Radovishta ve Osmaniye’den düşmanın önü sıra kaçıp buraya sığınmış olan mülteciler vardı. Bu insanların birçoğu, o vakte kadar temiz sicilleriyle tanınmış kimselerdi. Kurbanların çoğunun vücudu diri diri veya öldürüldükten sonra, katilleri tarafından vahşice parçalara ayrılmıştı.
Strumnitsa’nın içindeki katliamlara ilave olarak Sırp çeteciler tarafından, Strumnitsa’nın çevresindeki köylerde 150 kadar Türk öldürülmüştü. Lamb Lowther’e Selanik’ten gönderdiği 13 Aralık 1912 tarihli raporunda bu katliamı yapanların, “bölgenin güvenliğinin emanet edildiği Tchakoff ve Hacı Manoff çetesinden olmalarını” özellikle dikkat çekici bulduğunu belirtmişti.
Strumnitsa’nın yeni yöneticileri de başka yerlerde olduğu gibi, Müslümanların varlıklarının talan edilmesine iyice bulaştılar. Şehrin Sırp sorumlusu, bizzat 80 araba yükü kadar çalınmış eşyayı Belgrat’a gönderdi. Bu olay Lamb’dan Lowther’e, Selanik’ten yolladığı 11 ve 13 Aralık, 1912 tarihli raporlarında bildirildi.