Loading...

Soykırımı Herkes Kendi İşine Geldiği Gibi Tanımlayamaz

ÖRNEK: “Bir zamanlar Doğu Anadolu’da birçok Ermeni yaşıyordu, günümüzde hemen hemen hiç kalmadı” diyerek başlarına gelenin soykırım olduğunu iddia edenlerin samimiyetine inanmamız için aynı kişilerin “1912’den önce, Balkanların çoğunluk nüfusunu teşkil eden Türklerin de soykırım mağduru olduğunu” savunmaları gerekir.  Bulgaristan’ın nüfusunun yarısına yakını Türk’tü ve tarlaların yarıdan fazlası (%60’ı) Türklerin tapulu malıydı.  Öyleyse Bulgaristan’ın da Türklere tanzimat ödeyip, toprak vermesi ve aynı şekilde Yunanistan’ın Türk karşıtı ırkçı tutumu da gündeme getirilmelidir!  Aksi tutumları Batı’lı yöneticilerin Hristiyan dindaşlarını kayırıcı tutum sergilediği hissini vermektedir.

 

Balkanlardan ağır şartlarda kaçabilen Müslümanlara uluslararası gözetim altında geri dönme izni verildiği halde, geri dönenler şehirlerin dışında sopalarla karşılanıp, yeniden kaçmaya zorlandılar.  Buna mukabil Türk hükümeti, o zamanın korkunç savaş şartlarında, hiç değilse, Ermeni kafilelerin yanına mümkün olduğu kadar koruyucu tayin etmiş, ellerinden geldiği kadar yiyecek temin etmiş, onları tren hattı olan yerlerde trenden yararlandırmıştı.  Türk halkı, yetim Ermeni çocuklara evlatları gibi baktılar.  Ermenilerin eşyalarını yanlarında götürmelerine izin verildi, taşınamaz malları kayıt edildi ve harp bitiminde geri dönüş kanunu çıkarıldı.  Yunan ve Bulgar hükümetleri Kafkaslardan ve Balkanlardan sürülen Türklerin buğday ambarlarına kondukları gibi, onları korumayı hiç düşünmediler.  Tam tersine, oralarda kurulan ulus devlet yöneticileri, dinîkışkırtmalarla halkın uyguladığı katliama doğrudan ortak oldular.

 

İşlerine gelmediği için, Ermeni soykırımı tacirleri bu yazdıklarımıza ‘soykırım kıyaslaması’ yaftası yapıştırabilirler, ancak belge ve mantık yoluyla görüşlerimizi çürütmekten aciz kaldıkları için, iddialarının asılsızlığı âdil kimseler tarafından fark edilmektedir.