Niles ve Sutherland Doğu Anadolu’ya, Yakın Doğu’ya Yardım etmek için kurulmuş bir Amerikan Komitesi tarafından gönderilmişlerdi; bu grup Ermeni davasına kendini adamıştı. Savaş sırasında ortama hâkim olan tüm propagandaya inanmışlardı. Gözleriyle gördükleri karşısında inançları dönüşüme uğradı:
Bize anlatılan hikâyelere ilk başlarda inanmadık fakat bütün tanıkların ifadesi birbirini tutuyordu, kendilerine yapılan haksızlığı anlatmak için gösterdikleri sabırsızlık, Ermenilere duydukları açık nefret ve hepsinden önemlisi bölgede gördüğümüz bariz deliller bizi asıl doğru olguların ne olduğuna inandırdı; önce Ermeniler çok sayıda Müslümanı aşırı gaddar bir yöntemle katletmişlerdi, ikinci olarak da köylerde ve kasabalarda yapılan yıkımın çoğunun sorumlusu Ermenilerdi. Ruslarla Ermeniler bu yerleri önemli bir süreliğine 1915-1916’da beraberce işgal etmişlerdi ve bu süre zarfında, Rusların neden olduğu şüphe götürmeyecek az bir yıkım yer almıştı. 1917’de Rus ordusu buraları terk edip, kontrolü tamamen Ermenilere bıraktığında, kural tanımayan Ermeni çeteleri ortalıkta başıboş kaldı. Bunlar Müslüman köylü nüfusunu yağmalayıp katlettiler. Türk ordusu Erzincan, Erzurum ve Van’a ilerlediğinde, Ermeni orduları bozguna uğradı ve talimli veya başıbozuk tüm Ermeni askerleri Müslüman mallarını harap edip Müslüman yerli halka karşı katliamlar düzenlemeye koyuldular. Sonuç, tamamen yıkılmış bir ülke oldu, . . .
Ermeniler kaçmıştı. Osmanlı ordusu Doğu Anadolu’yu tekrar ele geçirdiğinde pek azı geride kalmıştı. Kaçamayanlar Türk köylüleri tarafından intikam duygularıyla öldürülmüşlerdi. Niles ve Sutherland’ın gözlemlerine göre Müslüman köylüler, Ermenilerden intikam almaya can atıyorlardı, fakat sağ kalan Ermenileri onların gazabından Türk askerleri korumaktaydı. Örneğin Ardahan’da şehirde kalan 1.500 Ermeni’yi askerler korudular.
Ordunun doğuya hareketi sırasında gördüklerini Vehib Paşa şöyle özetlemişti:
Eli silah tutacak yaştaki herkes toplanmış, ‘yol inşaatında çalışmaya’ denilerek Sarıkamış istikametine götürülmüş ve orada boğazlanmıştı. Geride kalan halk Rusların geri çekilmesinin ardından eziyete ve katliama tabii tutulmuşlardı; bir kısmı yok edilmişti, etraf cesetlerle doluydu: kuyulara atılmış vaziyette, evlerde yakılmış, süngüyle delik deşik edilmiş, mezbahalarda karınları deşilip bağırsakları dışarı dökülmüş, akciğerleriyle karaciğerleri kesilip dışarı dökülmüş, kadınlarla kızlar her türlü vahşi hakaretten sonra saçlarından asılmışlardı. İspanya’daki Engizisyondan daha fena olan bu vahşetten sağ kurtulabilen pek az insanın 1.500 kadarı Erzincan’da, 30.000 kadarı da Erzurum’da yoksulluk içinde, canlıdan çok ölüye benzer haldeler. Bu insanlar dehşet içindeler, hatta bazıları aklını kaçırmış vaziyettedir. İnsanlar açlık ve yokluk içinde, çünkü neleri var neleri yoksa ellerinden alınmış ve tarlaları ekinsiz bırakılmış.
Halk, Ruslardan geride kalan birkaç ambarda buldukları çok az yiyecekle varlıklarını sürdürebilmişler. Erzincan ile Erzurum çevresindeki köyler en kötü durumda olanlar. Yolumuzun üstündeki bazı köyler yerle bir edilmiş, taş üstünde taş bırakmamış, insanların tümünü tam bir kıyımdan geçirmişlerdi.